Kızılmuhafız

Tamriel‘in en doğal yetenekli savaşçıları, Hammerfell‘in koyu tenli, sırım saçlı Kızılmuhafızları savaş için doğmuş gibidir. Kendi kültürlerine özgü zırh ve silahları olmakla beraber, zehir dirençleri ve hızlı ayaklarıyla kutsanmışlardır. Kızılmuhafızlar diğer insan ırklarıyla aynı kanı paylaşmaz ve kuzey vatanlar ile hiçbir bağları yoktur.

Tarihçe

Redguardlar, yani Kızılmuhafızlar, Tamriel’a en geç yerleşen ırktır ve kıtadaki diğer insan ırklarıyla kan bağları yoktur.

Tamriel’in batısındaki Yokuda adasının sakinleri, adada yaşanan doğal felaketler ve savaşların ardından 1. Çağ 792’de Yokuda’nın okyanusun dibine çökmesiyle burayı terketti.
İlk göçebe kafilesi 1. Çağ 780’de Yokuda İmparatoru Hira’yı mağlup eden Frandar Hunding ile kıtaya geldi. Hammerfell’de yaşayan goblin kabilelerini yok edip mültecilere yer açmak amacıyla goblinlerle savaştılar. Bu savaşta Frandar Hunding hayatını kaybetti, ama işgal hareketi oğlu Divad tarafından devam ettirildi. Divad ve savaşçı birliği Ra Gada, Alik’r Çölünün iç kısımlarını ele geçirmeye başladı. Ra Gada terimi ilk başta Yokudalıların savaşçı birliklerini tanımlamak için kullanılırken daha sonra tüm halk için kullanılmaya başlandı. Ve zamanla değişime uğrayarak Redguard yani Kızılmuhafız oldu.

Ra Gada veya yeni isimleriyle Redguardların hışmına ilk önce Nedeler uğradı. Hammerfell’in büyük çoğunluğunu elinde bulunduran Nedeler ya zorla bölgeden sürülüyor ya da katlediliyordu. Redguardlar kan ve savaş ile bölgedeki diğer ırkları elimine ederek Hammerfell’deki konumlarını sağlamlaştırdılar.

İkinci göçmen kafilesi Yokuda’nın battığı 792 senesinde geldi. Çok sayıda mülteci ve soylu Yokudalı ,ki bunlara Na-Totambu denmektedir, ilk önce Herne adasına ayak bastı. Ardından Hammerfell’in güneybatı kısmındaki Hegathe şehri civarlarına çıktılar. Yokuda inancındaki kuş tanrı Tava’ya inananlar güneye doğru göç etti.

Üçüncü kafile genelde denizcilerden oluşuyordu ve Asilzade Yaghoub önderliğinde kuzey Hammerfell’e gitti ve Sentinel şehrini kurdular. Buradan Bretonların şehirlerine yağma saldırıları düzenlediler. Daha da kuzeye giderek Bangkorai bölgesinin içlerine girdiler ve buradaki elfleri kovarak yerleştiler.

Dördüncü ve son kafile ise acımasız Anka-Ra birliklerinden oluşuyordu. Kendisini imparator ilan eden Tarish-Zi önderliğinde Hammerfell’in iyice doğusuna, Craglorn içlerine girdiler ve önlerine kim çıktıysa katlettiler. Nede ırkının yok olması bu döneme denk gelmektedir.

Hammerfell’de iyice kontrolü sağlayıp uzun bir barış dönemi oluştuktan sonra savaşçı Ra Gadalar silah bırakıp tarıma ve şehirleşmeye odaklandı. Kadim savaş teknikleri de zamanla unutulmaya yüz tuttu. Ta ki asırlar sonra goblin istilası başlayana kadar. Yokudalıların savaş teknikleri Derik Hallin tarafından tekrar canlandırıldı ve goblin tehdidi böylece sonsuza dek bertaraf edilmiş oldu.

Redguardlar, komşularını başta hor gördüler; başarıları 1. Çağ 980’de yapılan Orsinium Kuşatması’nda kanıtlanana dek kimseyle ticari anlaşmaya girmediler. Kendi ana dilleri Yoku, yabancı tüccarlarla anlaşmayı kolaylaştırmak adına az kalsın tamamen değiştiriliyordu, yine de hâlâ konuşulan bir dildir.

Yok ettikleri Nedelerin dini inanışlarından esinlenip yerel kültürle asimile olmaya başladılar. Remanların yönettiği İkinci İmparatorluğun Hammerfell’i ele geçirmesiyle imparatorluk usüllerine daha yatkın olan Redguardlar Forebears olarak adlandırıldı. Yokuda geleneklerine sadık kalan ve soylu nüfuzlarını devam ettirip yabancı kültürlere mesafeli duranlar ise Crowns olarak adlandırıldı. Sentinel merkez olmak üzere liman şehirlerinde egemen olan Forebearslar, İmparatorluk desteğiyle ayakta kalıyordu, Crowns ise güney Hammerfell’in zorlu çöllerinde diğer kültürlerden izole yaşamaktaydı. İmparatorlun iç savaşta zayıflayıp bölgeden çekilmesiyle Crowns, rakipleri Forebears üzerinde hakimiyet kurdu ve Sentinel’i ele geçirdi.

2. Çağ 582 civarlarında başlayan Üç Sancak Savaşı’nda Redguardlar, Breton ve Orklardan oluşan Daggerfall İttifakı’na katıldı.

Son Hammerfell kralı II. Thassad’ın 2. Çağ 862’deki ölümünden sonra Forebears karşı saldırıya geçip kaybettikleri Sentinel şehrini geri aldı. Thassad’ın oğlu A’tor ise şehri geri almak için başlattığı mücadelede tarihin gördüğü en kanlı katliam yaşanmıştır. A’tor’a karşı Tiber Septim’den destek isteyen Forebears ile İmparatorluk birleşik kuvvetleri, Crowns birliklerini mağlup etmiştir. Bu savaşla iyice zayıflayan Hammerfell üzerinde Tiber Septim kendi otoritesini tesis etme fırsatı bulmuş ve bölgeyi Üçüncü İmparatorluğa katmıştır. Fakat imparatorluğun baskıcı rejimi karşısında Stros M’Kai’de başlayan isyan başarılı olmuş imparatorluk imtiyazlar vererek Hammerfell’i elinde tutabilmiştir.

3. Çağ 397’de Üçüncü İmparatorlukta yaşanan iç kargaşalar yüzünden tüm Tamriel birbirine girmişti. Bu tarihte Skyrim’in Nordları, Crowns şehri Elinhir ve Breton şehri Jehenna’yı ele geçirir. Forebears ise ırkdaşlarına yardım etmemesi, iki grup arasındaki anlaşmazlığı daha da arttırmıştır.

3. Çağ 403 tarihinde Redguardlar ile Bretonlar, Betony adası hakimiyeti için savaştılar. Eski bir anlaşmayı öne süren Sentinel Kralı Camaron adayı ele geçirmek için harekete geçti, fakat Daggerfall Kralı Gothryd tarafından düelloda öldürüldü. Bu gelişme ile Bretonlar ve Redguardların birbirlerine olan kini arttı.

Üçüncü Çağ sona ererken Redguardlar doğuda Nordlara, batıda ise Bretonlara toprak kaybetmiş, ve Forebears ile Crowns arasındaki sürtüşme de giderek artmaktaydı. 4. Çağ 171’deki Büyük Savaş’ta Aldmeri Dominyonu, güney Hammerfell’i ilhak etti. İmparatorluk bu işgale karşı çıktı, fakat yapılan savaşta yenildi ve Ak Altın Anlaşmasını imzalayarak işgali kabul etmek zorunda kaldı. Yine de Redguardlar bağımsızlık mücadelelerini sürdürdü, güney Hammerfell’i yerle bir etme pahasına Aldmeri Dominyonu Hammerfell’den kovmayı başardılar.

Görünüm

Ortalama insan ağırlığındadırlar, güç ve çeviklikleri bir insan ile aynıdır. Sıcak ve kuru iklimlere karşı olağanüstü bir dayanıklılıkları vardır.
Koyu tenlidirler: bazen açık-kahverengi, bazen neredeyse siyaha yakın ciltleri vardır. Saçları fazlasıyla kıvırcıktır, genellikle bıyık ve sakalları vardır. Dövme ve piercingler yaygındır.

Atalar ve Taçlar

Hammerfell, İkinci İmparatorluğun bir eyaleti haline gelip İmparatorluktaki sınırları belirginleştiğinde, Kızılmuhafız toplumu resmi olarak iki ana sosyo-politik gruba ayrıldı: Taçlar (Crowns) ve Atalar (Forebears).

Taçlar, Yüksek Krallara ve Yokuda’da hüküm süren Na-Totambu’ya denmiştir; Taçlar, Yokudan geleneklerine sıkıca bağlıdır ve yabancıları çoğunlukla sevmezler. Son Yüksek Kral 2Ç 862’de can verdiğinden ve oğlu Veliaht Prens A’tor’a Ata vatandaşlarından gelen tepkiden beri etkileri azalmıştır.
Atalar ise Ra Gada savaşçılarının soyundan türemiştir. Atalar modernliği tercih ederek İmparatorluğa, Taçlar’dan daha misafirperver davranmışlardır. Kıyafetlerinde, mimarilerinde isimlerinde, hatta Tanrılara tapınma konusunda bile Breton ve İmperyaller’den etkilendiler.

Atalar, çoğu Taç tenha çöllerde ve diğer sıcak bölgelerde yaşarken, kıyı kesimlerde ve ticaret merkezlerine daha yakın yerlerde yaşamışlardır.
Daha yakın zamanda, Lhotunikler (Kurucuları Kral Lhotun’dan sonra) eski geleneklerini saygı ile korurlarken, Atalar’ı da ilerici ve kozmopolit değerleri savunan kişiler olarak görmüşlerdir. Hareketleri büyük ölçüde politiktir: Sentinel’in Ata krallığı, Kızılmuhafızlar’ın iki kesimi arasında uzlaşma oluşturarak benzersiz bir ekonomi ve askeri güç elde etti. Böylece Tamriel’in en güçlü ve saygın krallıklarından biri haline geldiler.
Barış Mucizesi (Miracle of Peace) sonrası Lhotunikler, Sentinel’i birleştirici bir güç olarak görev yaptılar. Taçlar’ın oluşturduğu sorunların çoğu kalktığında, Lhotunikler gerekli bir güç hale geldi. Ancak bu ılımlı ve yayılmacı politikalarıyla, Taçlar ve Atalar tarafından sevilmemişlerdir.

Toplum ve Din

Diğer tüm ırklar gibi, Kızılmuhafızlar da vatanlarıyla şekillenmişlerdir. Yokudanlar’ın bıraktığı denizcilik, astronomi, tarım, askeri bilgileri onlara hayatta kalmak için umut vermiştir. Kendi dilleri vardır, Yoku, ancak komşularıyla rahat iletişim kurabilmek için bunu değiştirmişlerdir.
Kızılmuhafız toplumu savaş stratejileri, dövüş taktikleri ve özel silahlarıyla tanınır. Sadece en güçlü, en hızlı ve en akıllı Kızılmuhafızlar orduya katılır ve kendilerinden ölüme layık olmaları beklenir. Hatta eğlence için yanlarında yılanlar taşırlar. Doğuya ait büyüler hem Ata, hem de Taçlar tarafından hoş karşılanmaz ve Hammerfell’in büyük bölümünde yasaktır.

Kendi ülkelerindeki savaşlar nedeniyle yüzyıllara varan tecrübesi olan, son derece disiplinli ve girişimci insanlardır. Savaşçılarının tüm dünyada en iyilerinden oldukları bilinir. Ayrıca denizlerdeki kahramanlıklarıyla bilinirler, filolarının özellikle Stros M’Kai isyanı sırasında, İmparatorluğun en iyi donanmaları olduğu kanıtlanmıştır.

Stros M’Kai ve anakara Hammerfell’de birçok eski Dwemer kalıntısı bulunmuştur. Orduya alınmak isteyen genç Kızılmuhafızlar bu yıkıntılara girecek kadar cesur olmalıdırlar.

Tatil ve bayramları kutlarken genelde dövüş törenleri düzenlenir, büyük savaşçılar anılır.

Göçebe kabilelerin çoğu, özellikle Alik’r Çölü etrafında seyahat edenler, her türlü ruh ve Tanrı içeren geleneksel Yokudan inançlarına bağlıdırlar: perilerden (Pixies) Satakal’a (her şeyin tanrısı: kötü niyetli Nordik tanrı Alduin’in özelliklerini taşıyan, Anu ve Padomay’ın bir tür füzyonu) kadar. Denir ki bazen Satakal, her şeyi yok etmek için gelir ve eder. Ruhlar da Kızılmuhafız tanrılarına yol açarlar.
Modern Kızılmuhafız panteonunun kabile reisi Ruptga (Uzun Papaz) , Satakal’ın yıkımından sağ kalan ilk kişidir. Diğer kurtulanlar Zeht, Uzun Papaz’ın karısı Morwha, Tava (Kynareth’e eşdeğerdir), HoonDing (kafirlere karşı savaşan tanrı), Leki, Onsi ve Diagna’dır. İblis olanlardan Malooc ise Ra Gada’nın düşmanıdır.

Tu’whacca’nın ise dünya yaratılmadan önce ilgisizlik tanrısı olduğu düşünülüyordu, aynı zamanda ruhların bekçisi ve koruyucusuydu (Arkay’a yakındır).
Yokudan’ın yaratıcısının Sep (Lorkhan’ın Yokudan versiyonu) olduğuna inanılır, Satakal’ın elinden kurtulan ruhları korumak için ölümlü dünyayı yaratan “deli” tanrıdır. Ayrıca ölümlü dünyayı yaratmak ruhları korumaktan çok insanlara hizmet etmiştir, tanrılaştırma zorlaşmıştır.
Yine de Kızılmuhafız, ölümlü dünyanın yaratılmasını tıpkı Merler ve insanlar gibi bir nimet olarak görürler.