Ateşte Dans – Bölüm 4

Kitap Künyesi
Oyunlar : Morrowind, Oblivion, Skyrim
Çevirmen: Deniz Görmez
Orijinal İsim: A Dance in Fire, Chapter 4
Bölüm 1 | Bölüm 2 | Bölüm 3 | Bölüm 4 | Bölüm 5 | Bölüm 6 | Bölüm 7

On sekiz Bosmeri ve İmparatorluk inşaat komitesinde eski bir kıdemli katip olan bir Cyrodiilli, ormanın içinde Xylo Nehri’nden batıya doğru kadim Vindisi köyüne doğru zorlukla yürüyorlardı. Decumus Scotti için orman yabancı, düşmanca bir zemindi. Kurtlanmış, devasa ağaçlar, parlak sabahı karanlık ile dolduruyor ve her şeyden çok haris pençelere benziyordu, ilerlemelerini engelleyen bu şeyler. Eğreltiotlarının yaprakları bile kötü niyetli bir enerjiyle titriyordu. Daha kötü olansa, endişelerinde yalnız olmamasıydı. Yol arkadaşları, Athay ve Grenos’a yapılan, Khajiit saldırılarından kurtulan yerli halk, yüzlerine gizli olmayan bir korku ifadesi takınmıştı.

Ormanda duygusal bir şeyler vardı, sadece kızgın ruhlar değil ayni zamanda bu ormanın yardımsever iyi ruhları da. Çevreye baktığında Scotti mültecileri takip eden Khajiiti’nin ağaçtan ağaca atladıklarını görebiliyordu. Onlara bakmak için döndüğü sırada çevik şekiller karanlığın içinde sanki hiç orada değillermiş gibi kayboluyordu. Ama onları gördüğünü biliyordu. Bosmeri de görmüştü onları ve hızlarını artırdılar.

On sekiz saat sonra, böcekler tarafından ısırılmış, binlerce diken yüzünden her yerleri çizilmiş halde bir vadinin oluşturduğu açıklığa ulaştılar. Gece olmuştu fakat yanan meşalelerin oluşturduğu bir sıra, deri çadırları ve Vindisi’nin karma karışık olmuş taslarını aydınlatarak, onları karşıladı. Vadinin sonunda, meşaleler kutsal bir Mekanı işaret ediyordu, ağaçlardan oluşturulmuş budaklı bir çardak, bir tapınak oluştursun diye bir araya getirilip sikaca sabitlenmişti. Bosmeri hiçbir şey söylemeden meşalelerden oluşan sıra kemerleri geçerek ağaçlara doğru yürüdüler. Scotti de onları takip etti. Yalnızca giriş için bir açıklığı olan yekpare canlı odun kümesine ulaştıklarında, Scotti içeride yanan mat bir mavi ışık olduğunu görebiliyordu. Yüz sesin oluşturduğu alçak sesli bir inilti içeride yankılanıyordu. Takip ettiği genç Bosmer kız, elini uzatıp, onu durdurarak;

“Sen anlamazsın ama dışarıdan hiç kimse, dost bile olsa içeri giremez,” dedi. “Burası kutsal bir yer.”

Scotti kafasını salladı ve mültecilerin kafalarını öne eğip içeri girmelerini seyretti. Sesleri içeridekilerin seslerine katildi. Son orman elfi de içeri girdiğinde Scotti dikkatini tekrar köye çevirdi. Yemek için bir şeyler olmalıydı etrafta. Meşale ışıklarının ötesinden gelen ufak bir duman bulutu ve pişmekte olan geyik etinin zayıf kokusu ona rehberlik etti.

Beş Cyrodiilli, iki Breton ve bir Kuzeli’den oluşan grup parlak beyaz taslarla çevrili kamp ateşinin etrafında toplanmış, büyük bir erkek geyiğin bedeninden dumanı tüten et parçalarını koparıyordu. Scotti’nin yaklaşmasıyla birlikte, elindeki iri et parçasıyla kendinden geçmiş Kuzeyli hariç hepsi ayağa kalktı.

” “İyi aksamlar, böldüğüm için özür dilerim ama merak ediyordum, acaba yiyecek bir parça şey alabilir miyim? Athay ve Grenos’tan bir grup mülteciyle beraber bütün gün yürüdükten sonra çok açıktım.”

Oturup yemesini söylediler ve kendilerini tanıttılar.

“Görünüşe göre, savaş tekrar başladı,” dedi Scotti, arkadaşça bir ifadeyle.

“Bu bitkin hiçbir şey yapmayan insanlar için en iyisi,” diye cevapladı Kuzeyli, ısırıklarının arasında. “Hiç bu kadar tembel bir topluluk görmedim. Şimdi karadan Khajiiti, denizden de Yüce Elfler saldırıyor. Eğer biraz sıkıntıyı hak eden bir vilayet varsa, orası da bu kahrolası Yeşilyurt.”

“Seni neden bu kadar sinirlendirdiklerini anlamıyorum,” dedi Bretonlardan biri gülerek.

“Doğuştan hırsızlar, Khajiiti’den bile daha beterler çünkü saldırıdan yana çok silikler,” Kuzeyli’nin tükürdüğü büyük bir yağ parçası ateşten isinmiş tasların üzerinde cızırdadı. “Ormanlarını onlara ait olmayan topraklara yayılırlar, komsularının topraklarına sinsice sızarlar ve Elsweyr bunları biraz itip kakınca da şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemezler. En kötü türden hainlerdir.”

“Burada ne yapıyorsun?” diye sordu Scotti. “Jehenna’nin sarayından gelen bir sefirim,” diye homurdandı Kuzeyli, yemeğine dönerek.

“Peki ya sen, sen ne yapıyorsun burada? ” diye sordu Cyrodiillilerden biri. “İmparatorluk Şehri’nde, Lord Atrius’un İnşaat Komitesinde çalışıyorum,” dedi Scotti. “Eski meslektaşlarımdan biri buraya, Yeşilyurt’a gelmemi tavsiye etti. Savaşın bittiğini ve yıkılan binaları yeniden yapma konusunda çalıştığım komite için bir sürü anlaşma elde edebileceğimi söyledi. Felaket üstüne felaket geldi başıma, bütün paramı kaybettim, yeniden alevlenen bir savaşın ortasındayım ve arkadaşımı bulamıyorum.”

“Eski meslekten misin?” diye mırıldandı, kendini Reglius olarak tanıtan diğer Cyrodiilli. “Arkadaşının adinin Liodes Jurus olma şansı yok, değil mi?”

“Onu tanıyor musun?”

“Beni hemen hemen ayni şartlar altında buraya kadar getirdi,” diyerek gülümsedi Reglius. “Senin efendinin rakibi, Lort Vanech’in yanında çalışıyordum ben de, bir

zamanlar Liodes Jurus da orada çalışmıştı. Bana, bir İmparatorluk inşaat komitesinin temsilcisi olarak buraya gelmemi, burada birkaç savaş sonrası yeniden inşa anlaşması imzalayabileceğimi söyleyen bir mektup yazmış. İşimden yeni çıkarılmıştım ve birkaç yeni iş getirirsem belki işimi geri alabilirim diye düşündüm. Jurus ve ben Athay’da buluştuk ve bana Selvenar ile çok karlı bir görüşme ayarlayacağını söyledi”

Scotti sersemlemişti: “Nerede simdi peki?”

“Bilmiyorum,” diye omuz silkti Reglius. “Sanırım öldü. Khajiiti Athay’a saldırdığında, limanı ateşe vermeye başladılar ki o sırada Jurus da orada teknesini hazırlıyordu. Ya da benim teknem demeliyim çünkü benim getirdiğim altınlarla satın alindi. Biz neler olduğunu anlayıp kaçana kadar su kenarındaki her şey kül olmuştu zaten. Khajiiti hayvan olabilir ama nasıl saldırı düzenleyeceklerini biliyorlar.”

“Sanırım ormanda bizi Vindisi’ye kadar takip ettiler,” dedi Scotti gergin bir şekilde. “Kesinlikle ağaçların üzerinde zıplayan bir şeyler vardı.”

“Maymunlardır herhalde,” diye homurdandı Kuzeyli. “Endişe edilecek bir şey değil.”

Breton “Vindisi’ye geldiğimiz sırada, bütün Bosmeri o ağacın içine girdiğinde, çok öfkeliydiler, kadim bir dehşeti düşmanlarının üzerine salmakla ilgili bir şeyler fısıldıyorlardı,” dedi titreyerek, hatırlayınca. “O zamandan beri içerideler, tam bir buçuk gün oldu. Eğer endişe edilecek bir şey arıyorsanız bakmanız gereken yön orası.”

Daggerfall Büyücüler Loncası’nın temsilcisi olan diğer Breton ise hemşerisi konuşurken gözlerini karanlığa dikmişti. “Belki de. Ama ormanın içinde de bir şeyler var, tam köyün kenarında, buraya bakıyor.”

“Mültecilerdir belki” dedi Scotti, sesindeki paniği gizlemeye çalışarak.

“Eğer artık ağaçların üzerinde yürümüyorsalar onlar değiller,” diye fısıldadı büyücü. Kuzeyli ve Cyrodiillilerden biri, genişçe bir ıslak deri parçası alıp ateşin üzerine sererek fazla cızırtı çıkarmadan onu söndürdüler. Simdi Scotti davetsiz misafirlerin oval sarı gözlerini ve meşale ışıklarının aydınlattığı korkunç kılıçlarını görebiliyordu. Scotti korkudan donakaldı ve kendisinin de onlar için aynı şekilde görünür durumda olmadığını umdu.

Sırtına bir şeyin çarptığını hissetti ve nefesi kesildi. Yukarıda bir yerlerden gelen Reglius’un ıslığını duydu: ” Mara aşkına, sessiz ol ve buraya tırman.”

Scotti sönmüş kamp ateşinin yanındaki uzun bir ağaçtan aşağı sarkan asmaya tutundu. Hiç ses çıkarmamak için nefesini tutarak tırmanabildiği kadar hızlı bir şekilde yukarı tırmandı. Asma ağacının tepesinde, köyden olukça yüksekte, çatal seklindeki bir dalın üzerinde büyük bir kuşa ait terkedilmiş bir yuva vardı. Scotti kendini yumuşak, hoş kokulu saman yığınının içine atar atmaz Reglius asma dalını yukarı çekti. Yukarıda başka kimse yoktu ve Scotti aşağı baktığında aşağıda kimseyi göremedi. Tapınak ağacının parıltısına doğru yavaşça hareket eden Khajiiti hariç hiç kimseyi.

“Teşekkürler,” diye fısıldadı Scotti, rakibi olan birinin yardımını görmek onu etkilemişti. Köyden diğer tarafa döndü ve ağacın üst dallarının aşağıdaki vadiyi çevreleyen yosunlu kaya duvarlarına değdiğini gördü. “Tırmanmada nasılsın?”

“Delirmişsin sen,” dedi Reglius yavaşça. “Onlar gidene kadar burada kalmalıyız.”

“Eğer Vindisi’yi de Athay ve Grenos gibi yakarlarsa, yerdeymişiz gibi ölürüz,” Scotti yavaşça ağaca tırmanmaya başladı, her dalı tek tek tartarak. “Ne yaptıklarını görebiliyor musun ? ”

“Tam olarak söyleyemem,” Reglius aşağı, karanlığın içine baktı. “Tapınağın önündeler. Galiba şeyleri de var… uzun halatlara benziyor, arkalarından içeri, geçidin içine sürükleniyor.”

Scotti uçurumun ıslak, kayalık yüzeyine doğru uzanan en güçlü dalın ucuna süründü. Mesafe çok da fazla değildi. Aslında o kadar yakındı ki duvarlardan yükselen rutubet kokusunu alabiliyor ve taşın serinliğini hissedebiliyordu. Ama yine de atlaması gereken bir mesafe vardı ve bir katip olarak geçmişinde yerden yüz ayak yukarıdaki bir ağaçtan dimdik bir kaya duvarına atlamak diye bir şey yoktu. Gözlerini kapatıp kendisini ormanda takip eden gölgeyi hayal etti. Kollarının yakalamak için nasıl ileri atıldığını, zıplamak için bacaklarını nasıl gerdiğini. Atladı.

Elleriyle kayaya tutunmaya çalıştı fakat uzun, kalın yosun şeritleri geldi eline. Sıkıca tutundu fakat ayağını ileri attığında ayakları kaydı ve kendisini daha uygun bir pozisyona getirinceye kadar iki üç saniye boyunca kendini bas aşağı buldu. Uçurumda, üzerinde durup nihayet nefesini verebileceği, dışarı doğru çıkıntı yapan ufak bir kaya parçası vardı.

“Reglius. Reglius. Reglius,” Scotti bağırmaya cesaret edemedi. Bir dakika içinde dallar sallandı ve Lort Vanech’in adamı göründü. İlk önce sırt çantası, sonra kafası ve sonra geri kalanı. Scotti bir şeyler fısıldamaya başladı ama Reglius korku içinde kafasını sallayıp aşağıyı işaret etti. Khajiiti’den biri ağacın altında, kamp ateşinden geriye kalanları inceliyordu.

Reglius beceriksizce dalın üzerinde dengede durmaya çalışıyordu, fakat ne kadar güçlü olursa olsun tek elle tutunmaya çalışmak fazlasıyla zordu. Scotti ellerini açıp çantayı işaret etti. Reglius için çantayı bırakmak ıstırap gibiydi ama sonunda gevşeyip Scotti’ye attı.

Çantada ufak, neredeyse görünmez bir delik vardı ve Scotti çantayı tuttuğunda, bir altın para düştü. Para sanki kayalara çarpmış gibi şıngırdadı; yüksek, yumuşak bir ses, sanki Scotti’nin duyduğu en gürültülü alarmdı. Sonra bir çok şey çok hızlı bir şekilde oldu.

Ağacın altındaki Cathay-Raht yukarı baktı ve gürültülü bir şekilde çiğlik attı. Ağacın altındaki kedi çömelip alt dallara sıçrarken diğer Khajiiti de bir koro gibi onu takip etti. Reglius onu imkânsız bir çeviklikle yukarı tırmanırken gördü ve panikledi. Daha atlamadan önce bile düşeceğini söyleyebilirdi Scotti. Bir çığlıkla birlikte, Katip Reglius yere çakıldı, çarpma anında boynu kırıldı.

Tapınağın her çatlağından ani bir ışık fışkırdı ve Bosmeri’nin iniltileri öte dünyaya ait korkunç bir şeye dönüştü. Tırmanmakta olan Cathay-Raht durdu ve hayretle bakakaldı.

“Keirgo,” diye soludu. “Vahşi Av.”

Sanki gerçeklikte bir yarık açılmıştı. Tüyler ürpertici yaratıklar, dokunaçlı kurbağalar, zırhlı ve dikenli böcekler, korkunç sürüngenler, tanrıların suretinde dumansı yaratıklardan oluşan bir sel gibi, öfkeden deliye dönmüş bir halde devasa ağaçtan fışkırırcasına ortaya çıktı. Diğer bütün kediler ormana doğru kaçmaya başladılar. Birkaç saniye içerisinde, bütün Vindisi köyü “Vahşi Av”ın çılgın hayaletleri ile kaynıyordu.

Scotti, çiğlik atan, havlayan, uluyan kalabalığın gürültüsü arasından saklanmakta olan Cyrodiillilerin sanki biri onları yiyormuş gibi gelen çığlıklarını duydu. Kuzeyli de yenmişti ve iki Breton da. Büyücü kendini görünmez yapmıştı ama vahşi sürü gözleriyle hareket etmiyordu. Cathay-Raht’in tırmandığı ağaç sallanmaya ve altından şiddetle sarsılmaya başlamıştı. Scotti, Khajiiti’nin korku dolu gözlerine baktı ve yosun şeritlerinden birini uzattı.

Dalı yakalamak için zıplarken kedinin minnettarlığı gözlerinden okunuyordu. Scotti şeridi geri çekip düşüşünü izlerken yüzündeki ifadeyi tamamen değiştirecek zamanı bulamadı. Av, daha yere düşmeden onu kemiklerine kadar tüketmişti bile.

Scotti’nin bir sonraki çıkıntıya yaptığı atlayış ilkiyle karşılaştırılamayacak kadar daha iyiydi. Oradan uçurumun tepesine çıktı ve Vindisi köyünün dönüştüğü kargaşaya bakma sansını yakaladı. Av’ın hacmini artırıyordu ve kaçan Khajiiti’yi takip ederken vadinin çıkısına doğru ilerlemeye başlamıştı. İşte o zaman asil çılgınlık başladı.

Ay ışığı altında, durduğu yerden Khajiiti’nin ellerindeki halatları nereye bağladıklarını görebiliyordu. Gök gürültüsü gibi bir gümbürtü ile kayalardan oluşan bir çığ, geçidin üzerine düştü. Toz kalktığında vadinin mühürlenmiş olduğunu gördü. Vahsi Av’ın kendisinden başka saldıracak bir şeyi kalmamıştı.

Scotti bu yamyam güruha bakmaya dayanamadığından kafasını çevirdi. Karanlık orman önünde duruyordu, ağaçlardan oluşan bir ağ. Reglius’un çantasını omzuna atıp ormana doğru yürümeye başladı.

Eğer yazım veya bilgi hatası bulduysanız ilgili yeri seçip Ctrl+Enter ile bize bildirebilirsiniz.